ana sayfa         yazılar         love letters        kimlik         dergi         mekân        EN





MIES VE KENDİ YIKIMINDAN SAĞ ÇIKAN YAPI


1929 Barselona Pavyonu ve yapıdan elli altı yıl fazla yaşayan bir mimari kategori.



Mies Van Der Rohe

Mies, yirminci yüzyılın en etkili pavyonunu 1929'da inşa etti. Yapı sekiz ay ayakta kaldı. Tanımladığı kategori ise sonraki elli altı yıl, o olmadan ayakta kaldı.
Barselona, 1929'da, limanın üzerinde yükselen Montjuïc tepesinde uluslararası bir sergiye ev sahipliği yaptı. Katılan büyük ülkelerin her biri alana bir pavyon dikti. Pavyonların çoğu ürün sergilemek, sanayiyi göstermek, ticareti canlandırmak için yapılmıştı. Alman hükümeti kendi pavyonu için Ludwig Mies van der Rohe'yi seçti ve alışılmadık biçimde ona uyması gereken belirli bir program vermedi. Elinde bir arsa, bir bütçe, bir açılış tarihi ve neyin yapılması gerektiğine kendi karar verme izni vardı. Ortaya alçak, açık, yatay bir yapı çıkardı: travertenden, oniksten, camdan ve krom kaplı çelikten; iki yansıtma havuzuyla demirlenmiş, neredeyse hiçbir şey içermeyen bir yapı.

27 Mayıs 1929'da açıldı ve serginin kapanışıyla birlikte 15 Ocak 1930'da kapandı. Birkaç hafta içinde yapı söküldü. Krom kolonlar hurda olarak satıldı. Mermer, Mies'in başta getirttiği taş ocaklarına geri gönderildi. Montjuïc'teki alan çıplak bir terasa indirgendi. Yaklaşık sekiz ay ayakta kalan pavyon, artık yok.


Barselona Pavyonu, Mies van der Rohe.
Fotoğraf: Harshan Thomson.

O sekiz ay boyunca neredeyse hiçbir şey içermedi. Bir sandalye. Bir tabure. İkisini de Mies bu mekân için tasarlamıştı; sandalye o günden beri kesintisiz üretiliyor, üstelik artık yapının bulunduğu şehrin adıyla. Havuzlardan birinin kenarında, Georg Kolbe imzalı tek bir bronz heykel duruyordu. Program bundan ibaretti. Ziyaretçiler girer, travertenin üzerinde yürür, heykelin önünden geçer, döner ve çıkardı. Bir sergi pavyonunun alışıldık anlamında görülecek bir şey yoktu: ne teşhir, ne gösteri, ne de sanayi ya da ulus üzerine bir iddia. Görmeye geldiğin şey binanın kendisiydi; içinden geçtiğinde de onu görmüş olurdun. Mies'in yaptığı, tek konusu mimarlık olan bir yapı kurmaktı. Pavyonun bağımsız duvarları odaları çevrelemiyordu. Hareketi yönlendiriyordu. Düz beton çatı, krom kaplı, ince, haç biçimli sekiz kolonun üstünde duruyordu; bu kolonlar duvarlarla hizalanmıyordu. Taşıyıcı sistemle çevreleme birbirinden ayrılmış ve görünür kılınmıştı. Binanın içinde yürüyen biri, yapının nasıl ayakta durduğunu, nasıl kurulduğunu ve bu ikisinin birbiriyle ne kadar az ilgisi olduğunu görüyordu. Bu alışılmadık bir şeydi, çünkü o güne dek binalar işlevleri üzerinden okunmak için tasarlanmıştı. Pavyonun okunacak bir işlevi yoktu. İzleyiciyle mimarlık arasında hiçbir şey yoktu.

Pavyonun, hiç açıkça dile getirmeden öne sürdüğü şey buydu: bir bina kendini kendi konusu yapabilirdi. Taşın kolonla, kolonun çatıyla, çatının gökyüzüyle ilişkisi, yapıtın içeriği olabilirdi. Bina da tıpkı bir resim ya da bir müzik parçası gibi, arkasında onu haklı çıkaracak hiçbir şey olmayan bir kompozisyon olabilirdi. Yirminci yüzyılın başka hiçbir büyük binası bunu, bu malzeme ve oran disipliniyle denememişti. 1929'dan sonra İspanya'da bir tepede bir kez denendi, ama yıkıldı.


Barselona Alman Pavyonu, 1929. Barselona, İspanya.
Ludwig Mies van der Rohe

Fotoğraflar kaldı. Sergi boyunca profesyonel fotoğrafçılar pavyonu belgeledi; o görüntüler 1930'lar boyunca ve sonrasında Avrupa ve Amerika mimarlık dergilerinde dolaştı. Mies'in kendi çizimleri arşivinde kaldı. Serginin sırasında alınmış az sayıda ölçülü rölöve, çeşitli koleksiyonlarda korundu. Bütün kayıt bundan ibaretti. Mayıs 1929 ile Ocak 1930 arasında Barselona'da bulunmamış mimarların başka hiçbir erişimi yoktu.

Yine de o kaydı incelediler. Otuzlardan yetmişlere, Avrupa'da, Amerika'da ve Japonya'da kuşaklar boyunca öğrenciler ve mimarlar, hiçbirinin ziyaret edemediği bir binanın fotoğrafları ve planları üzerinden çalıştı. Pavyonun etkisi, fiziksel olarak var olmadığı hâlde büyüdü. Çoğu bina yıkıldığında kültürel gücünü yitirir. Barselona Pavyonu söküldükten sonra güç kazandı, çünkü ilgilenen hemen herkes için fiziksel bir nesne değil, bir görüntü ve bir çizim takımı olarak işliyordu. Yapı, çoğu insan için zaten asıl erişim noktası olmamıştı. Asıl erişim, belgelerdi. Belgeler ise sürdü.


Van der Rohe'nin Mimarlığı.

1980'de Barselona Belediye Meclisi, pavyonu özgün yerinde yeniden inşa etmeye karar verdi. Karar nostaljik değildi. O noktada bina, elli yıldır mimarlık eğitiminin değişmez bir referansıydı; ve asıl yapının yokluğu, kısmen bu pavyon sayesinde yirminci yüzyıl tasarımının başkentine dönüşmüş bir şehirde, gereksiz bir eksiklik gibi görünmeye başlamıştı. Yeniden inşaya üç yerel mimar öncülük etti: Ignasi de Solà-Morales, Cristian Cirici ve Fernando Ramos. Özgün planlardan, profesyonel fotoğraflardan, Mies'in notlarından ve boşaltılmış alanın yeni ölçümlerinden yola çıktılar. Roma yakınındaki ocaklardan yeni traverten, yeni yeşil Alp mermeri ve Atlas Dağları'ndan yeni altın oniks getirttiler. Pavyon 1986'da, elli yedi yıl gecikmeyle yeniden açıldı.

Bugün Montjuïc'te duran şey, pavyonun bir kopyası değil; Mies'in 1929'da açtığı pavyon da değil. Bu, ikinci kez inşa edilmiş bir pavyon. Bu belirsizlik bilinçli ve yerinde. Bina, kayıp bir özgünün kopyası değildir, çünkü o özgün hiçbir zaman yapıtın ayrıcalıklı biçimi olarak görülmedi. Bina, mimarlığın ta kendisidir; aynı niyetlerle, aynı malzemelerle, aynı yerde mimarlığın yeniden gerçekleştirilebileceği kadar yakın. 1986'da içinden geçen bir ziyaretçi, 1929'da geçen bir ziyaretçinin geçtiği binanın aynısından geçiyordu: düzlemle kolon arasında aynı ilişki, travertenin üzerinde aynı yürüyüş, oniks duvarda aynı ışık. 1930'da yitirilen şey, fiziksel süreklilikti. Mimarlık yitirilmemişti.


Mies van der Rohe, Bauhaus'un müdürü olarak öğrencilere ders verirken, 1930. Kaynak: Metacolus.

Yeniden inşa edildiğinde, pavyonun tanımladığı kategori artık her yerdeydi: SANAA'nın Japonya'daki ve İsviçre'deki cam pavyonları, Peter Zumthor'un Vals'teki termal hamamları ve Bruder Klaus'taki şapeli, Herzog ve de Meuron'un ilk işleri. Eşik mimarlığı denebilecek şey, yani binanın konusunun içerdiği etkinlik değil, ürettiği karşılaşmanın niteliği olduğu mimarlık, çağdaş pratiğin ciddi bir damarı hâline geldi. Hepsi, Barselona'da bir tepede bir kez kurulan, sekiz ay ayakta kalan ve sonra sökülen bir binadan türedi.

Mies pavyonu bir kez, 1929'da inşa etti. Onu kalıcı olsun diye tasarlamadı. Bir şeyi göstermek için tasarladı; gösterdi de: sekiz ay boyunca, sonra elli altı yıl fotoğrafları ve planları aracılığıyla, ve o günden bu yana kırk yıldır yeniden inşası aracılığıyla.

Barselona Pavyonu'nun dış cephesinden bir bölüm, 1986.
Kaynak: Fundació Mies van der Rohe Barcelona.

Gösterilen şuydu: bazı binalar kendi savını öyle eksiksiz taşır ki, sav bina olmadan da sürer; ve bina geri döndüğünde, kendi başlattığı, yokluğunda da kesintisiz süren bir sohbete döner.






KAYNAKÇA


Mies van der Rohe, Ludwig. The Artless Word, Mies van der Rohe on the Building Art. Edited by Fritz Neumeyer. Cambridge, MIT Press, 1991.


Solà-Morales Rubió, Ignasi de; Cirici, Cristian; Ramos, Fernando. Mies van der Rohe, Barcelona Pavilion. Barcelona, Gustavo Gili, 1993.


Dodds, George. Building Desire, On the Barcelona Pavilion. London, Routledge, 2005.


Colomina, Beatriz. Privacy and Publicity, Modern Architecture as Mass Media.Cambridge, MIT Press, 1994.


Fundació Mies van der Rohe, Barcelona.
Museum of Modern Art, New York, Mies van der Rohe Archive.


SONSUZ ©